
İzlenecek yol hakkında, kitlelerin net bir düşünceleri olmayabilir. Bununla birlikte, “hareket/başkaldırı/isyan" orada. Sezgisel olarak, spontane olarak, boğulması-bastırılması olanaksız olarak orada duruyor.
Bizlerin en önemli tek gücü, silahı, olanağı ise durmaksızın gelişmek, her gün sayıca çoğalmak. Bunu da disiplinle, geleceği görerek ve başaracağımıza inanarak yapmak.
Doğaldır ki, hedefe bir çırpıda ulaşmanın olanaksızlığından hareketle; yavaş yavaş gelişmek, zorlu bir yolda durumdan duruma geçerek ilerleme zorunluluğunun bilinciyle yol almak.
Sosyal dönüşümler, toplumsal değişimler bir vuruşta olacak diye bir gerçeklik yok. Yani bir "Gezi" ile olacak diye bir şey yok. Ki bizatihi "Gezi" gerçekliği bize bunu göstermiştir. O halde "Gezi"leri çoğaltmamız gerekli, buna mecburuz. Bunun yollarını bulmaya, yaratmaya yoğunlaşmak zorunluluğuyla karşı karşıyayız.
Gezi gerçekliğine gelince:
İnsanlar, mücadele içinde, aktif mücadele dönemlerinde, kimliklerine göre, geldikleri mekânlara göre yer almazlar, kimlik-mekân üzerinden kendilerini ifade etmezler, aksine herkes üretim-yaşam içindeki konumlarına göre yani sınıfsal gerçekliklerine göre yer alırlar. Suskunluk, sindirilmiş dönemlerde, aidiyetler-öteki-üst kimlik-alt kimlik kavramları öne çıkarılır/çıkar. Oysa bir hak arandığı zaman, bir hakkın peşinde bir yola çıkıldığı zaman ( bu hakkın ne olduğu aslında hiç de önemli değildir; yeri gelir bir ağaç olur bu hak, yeri gelir eğitim, yeri gelir sağlık, yeri gelir iş) insanlar karşılarında sadece o hakkı gasp etmek isteyenleri bulur. Kimlik ayrımları, etnik-dinsel ayırımlar hep hak arayanlar için öne sürülür nedense. Hakkı gasp edenlerin etnik-dinsel kimliklerini kimse dillendirmez. Çünkü doğrusu budur. Hak arama-hakkı gasp etme karşılaşmasında kimlikler değil toplumsal konumlar devreye girer. İşte "Gezi"nin birinci gerçekliği. Ama bu gerçeklik henüz bilinçlere çıkmamıştır. Bu anlamda Gezi tam da sınıf mücadelesidir, işgücünü satanlar (doktorlar, avukatlar, gazeteciler, sanatçılar, tüm hizmet sektörü çalışanları, bilişimciler, reklamcılar, iletişimciler) sahneye çıkmışlardır; yani kısaca 21’inci yüzyılın ilk çeyreğinin işçi orduları. Yaşadığımız sancılar bu gerçekliğin bilinçlere çıkma sancılarıdır, kendileri için bir sınıf olduklarını bilincine ulaşma sürecidir.
"Gezi"nin ikinci önemli gerçekliği; coğrafyamızda hazırlanmış ulusal/uluslararası ölçekte birçok planı/paradigmayı bozmuş/çökertmiştir.( Neredeyse yok hükmüne düşürecekti!)
- Yerelde, Taksim-Beyoğlu-İstanbul da rant/belediye/kentin satışı oyunu-planı
- Ülkede, ılımlı İslam makyajının tekrar makyajlanmasının olanaksız hale gelip altındaki gerçek faşizan karakterini göstermesiyle (en görmek istemeyenlere dahi), “ılımlı”sı gitmiş İslamla baş başa kalan sözde liberal/aydın/liberal solcu ittifak planı
- Ülkenin güney doğu coğrafyasındaki, 30 yıldır sürdürülen kirli savaşın bitirilmesi adına, Kürdistan halk hareketinin verdiği onurlu mücadelenin süreç-hassasiyetler-akil adamlar-barış zincirine indirgenmesi planı
- Yakın-Doğu'da Suriye üzerinden tezgâhlanan tüm bölge halklarının birbirine düşürülmesi ve bu cangılda Türkiye'nin AKP'nin öncü olma planı, Arap Baharları planı. ( Ortadoğu’dan, Kuzey Afrika’ya, Irak ve Suriye’den Mısıra, Mısır’dan Libya ve Tunus'a herkes birbiriyle dini nedenlerle savaşıyor)
- Biraz daha ilerleyerek Ortadoğu’dan Uzakdoğu’ya doğru ise o meşhur, temelleri soğuk savaş yıllarında atılan Yeşil Kuşak projesi planı.
Doğal ki bir "Gezi" yukarda sayılan tüm planları birden bozup tuzla buz etmeyecektir, bu nedenle yazının başına dönersek, tüm coğrafyalarda " Gezileri çoğaltmak" derken tam da bunu kast etmiştik.
Dünya ölçeğinde bir 'olay'dır, paradigmalar yerinden oynamıştır ve değişecektir. Bu nedenle, hepimizin şaşkınlıkla izlediği devlet şiddetinin aldığı boyut boşuna değildir. Şiddet katlanarak sürecektir, bunu her gün hepimiz yaşayarak görüyoruz (Son örneklerinden biri olarak Gümüşşuyu’nda yaşananlar). “Gezi”nin yerinden oynattıklarını, bozulan planları ABD-AB yani uluslararası finans-kapital görmüştür, sinyali almıştır ve üzerinde çalışmaya başlamıştır. Biz de disiplinle, geleceği görerek ve başarıya olan sarsılmaz inancımızla devam edeceğiz gezileri çoğaltmaya…
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.